kedinle konuşma deli derler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kedinle konuşma deli derler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Kasım 2011 Salı

- insanlar birbirleri dışında her şeye ne çok dikkat ediyor bazen. ne kadar sarılıyor bir fikre mesela, veya bir nesneye... bir ihtimamşinaslık, bir hürmet, bir kadrinibilirlik.
- evet, ne garip. biz kendimizle bile konuşmaya çalışırken ne taklalar atıyoruz... yok yok sebebi belli. ifadesizlik. ve üstelik herkesin her şeye rağmen kendini ifade ettiği bu dünyada. yani bu dahaneler dünyasında. öyle ya, kaçmak bile bir anlam kazanabiliyor o zaman.
- bugün bal damlıyor ağzından. ve sanki tek yapmak gerekenin, kendine bir kaçış yolu yaratıp, bir şekilde diğer kaçış yollarıyla birleşmek olduğu çıkıyor ortaya birden. ne iyinin ne de kötünün tekeline göz dikerek, doğru ahlak, doğru davranış diye yırtındığımız ama üzerinde zerre fikrimizin olmadığı şeyi üstümüze bayrak gibi geçirmeden. belki o pos bıyıklı muhteremin dediği gibi, ama bizler kendi hayatlarımızın ozanları olmak istiyoruz; ve ilkin en küçük şeylerde. ama bu da, bir labirentin içinde selametin yollarını gıdım gıdım kemire kemire açmaya çalışmak olmasın? bir fare için hakikat kocaman bir peynir olabilir mi?
- it doesn't matter how slow you go, as long as you go.
- bana tumblr alıntılarıyla da mı gelecektin?
- doğruysa niye gelmeyeyim? popin kaça senin? havan kime?
- bak yine nereye getirdin lafı... havamızı ala ala atacak hava mı kaldı?
- boşversene sen sür rahvan atları.
- cümle düşürüp, kıçına kafiye takarak şiir mi yazacağını sandın bir an? hayatının ozanı ol dedi adam, hemen cıvıdın.
- neyse hava almak iyidir. ben havamı aldıktan sonra, bir tane soğuk su içiyorum, iyi geliyor. oksijen ve hidrojen esansımı hatırlıyorum birden. böylece hava kaçırmıyor, şu güzel ortamı sulandırmıyorum. beni bu güzel oyun havaları mahvetti bile demiyorum.
- demiyorum deyip demek. seçmek veya seçmemek, işte bütün mesele bu hamlet !

26 Ekim 2011 Çarşamba

- hiçbir şey hatırlamıyorum.
- çok mu sarhoştun?
- sanırım, hatırlayamadığıma göre.
- ben hiç unutmadım, en azından iyi parçalarını ayırdım kendime. geri kalanını da zamanın akışına bıraktım. her şeyi bıraktım, kafa ütülemeyi bile. artık ütülerini bozuyorum insanların.
- ütü bozmak dedin de aklıma geldi, geçen demiştim ya sana hani kafayı kendimle bozdum diye. işte o kendimle tanıştım sonunda, iyi çocuk, seversin sen de. tanı...
- bilmem ki. tanısan seversin demenden korktum bi an. ama beni en çok korkutan ne biliyor musun? eğer sen diye bir şey olmasaydı, büyük ihtimalle ben diye bir şey de olamayacaktı. yalnızlığını anımsayan tanrılar gibiyiz. bugün çok mu şiir içtik ne, sarhoş gibiyiz yine.
- evet, saçmalamaya başladın desek daha doğru olur. saçmalamak da komik bi fiil, bir şeyi sanki saçmayla sarmalıyormuşsun da o şey saçma hale bürünüyor gibi.
- bir hediye paketi gibi mi?
- naylona sarılmış ciğer de olamaz mı. kediler ne saçma buluyordur kesin bunu !

18 Ekim 2011 Salı

- ilk dizedeki şiiri okudun mu? 
- okudum. ne güzeldi. ama sanki bir harf yanlış yere konmuş. 
- bende kayboldum o harfi bulayım derken sonra kafamı kaldırmamla beraber gördüm, duvar saati yerinden oynamış. sinirlendim, nasıl bensiz oynayabilirdi, oynamayı bu kadar sevdiğim halde, bile bile. ayıp laflar ve hemen ettim yerinden onu ve duvar, çırıl çıplak baktı bana. ne kadar yüzsüzsün duvar, gözlerini göremiyorum, sana da gerekli ihtimamı, zoraki liyakati gösteremeyeceğim kusura bakma. anlaşamadığımız konular var bir kere. tamam sınırlar candır, bende de var. hepimizin sınırları var. sinirlerle çevrili insanın içi, birbirlerine sınırlılar insanlar, haritalarımız sinirli. ama her şeyin de bir sınırı var ! çünkü sınırlar biz kendimizi içlerine hapsedelim diye değiller mesela, nerede duracağımızı bilmemiz için varlardır en fazla. mamafih sıkıntı şu ki, sınır aşılabilirse sınırdır, yoksa duvardır o. şu duvarların dili olsa da öpüşsek diyen ünlü türk delisine şapka çıkarmamak işten değil. 
- geçen gün de hiç hesapta yokken, sanki hesapta olabilirmiş gibi, dedi ki bir arkadaşım, rüyamda yumurtanın beyazından bulutlar pişiriyordum. bu rüya mı tabiri mi diye sordum, sustu., gözleri dışına fırlamış bir o gibi şööööyle bir gerindi, ve dedi ki: 
- sen üçe bölünmüşsün. 
- onu çözdüm evet, bir lisan bir insan ya hani. ben de üç lisan içinde geziniyorum işte, ahah.
- kendinle fazla barışıksın. artis misin belli değil !
- pekâlâ... bu bar, dağı taşıran son ı, şık oldu.